Ekim 17th, 2014

son.söz.

Onarılamayacak kadar bozuldum.
Ve bana bir kesik attıklarında senin izlerine de eriştiler.
Yine ağladım.
Ağlamamalı insan, geçmiyor.

Ben sana her şeyi yaptım.
Sen bana her şeyi yaptın.
Buna aşk da dahil..
Yine de iyileşemedik.
Çürük kalbim düzelmedi.
İnanmaya değecek bir şey yoktu ki ortada hem.
Sisten bir şey göremediğimiz günler çoğunluktaydı.
Sonra, unutmaya inandım.
Kendimi, nerede yalan söylemeye başlayabileceğimi, kimi sevdiğimi, nasıl sezdiğimi, sahiplenmeyi, tutkuyu, zaafı ve aşkı da.
Yonttuğum ellerini hatırla.
Şekillendirdiğim dudaklarını, omuzlarını, sırtını, sıkıntını ve hıncını.
Evet, bu benim sorunum.
Benim sorumsuzluğum.
Ama son olarak bunu düzeltebileceğime inandım.
Bir iki fotoğrafta, o bakışımızı gördüm.
Kendimden bile gizleyebildiklerimi gördüm.
Ne çok zaman alıyor insanın kendinden kurtulması.
İstersen bir düşün.
Bakışlarımdaki sise bak, orada neyi yaktığına ulaşacaksın.

Kimselerin olamayacağı o yerde olmayı becerebildiğim için şanslıyım.
Kaybetmiş olsam da ,
kaybediyor olsam da ,
görmüyor/göremiyor olsam da ;
sessizce bir şeyleri beklediğim duraklardayım.

Kaç gün/gece harcadım sadece düşünmeye bilmiyorum.
Kaç gün geçti, saymadım.
Sayamadım…
Saçmalıyorum belki de, anlamıyorum.
Ben, çok bencilce bir şey istiyorum.
Hatta bir şey değil, çok şey…
Yine güne senin günaydın’ınla başlayayım, günü gecenle bitireyim, sesini duyayım…
Biliyorum.
Bilmiyorum.
Hiç değişmeyen taraflarım var yine. 

Bunları neden yazıyorum bilmiyorum.
Kimileri hasta olduğumu söylüyor ,anlamaya çabalıyorum da, saçmalıyorlar bence.

İyi olamıyorum.
Çok eksiğim.
Sabahlara kadar oturuyorum.
Düşünüyorum.
Bilemiyorum.
Belki sevmeyeceksin beni, korkuyorum…

Sana dokunamamaktan aşk, huzurum , sevgilim, sevdiğim, özlemim, kk, gecem, gündüzüm, denizim, nefesim ruh’m… diyememek beni alabildiğince kısaltıyor.
Beni,
nefesimi kısaltıyor…

zaman zaman diyorum, “sakin ol, seviyor, sakin ol.” 

Anlatamıyorum.
Aynalarda seni görmekten, ayna karşısından ayrılamıyorum.
Üzülüyorum yaptıklarıma.
Üzülüyorum.
Kaybediyorum.
BİLMİYORUM!…


Bir sonbahar sabahında sana bunları yazıyorum.
Ne benim yazacaklarım bitiyor ne de anlatacaklarım içime sığıyor.
Cevap beklemiyorum.
Cevap vermiyorsun diye kızamam.
Kızamam sana ama kıskanırım.
Kıskandım hep…


Beceremiyorum. hayır, senin sessizliğinle baş edemiyorum.
Mutlu olmasan da en azından ben yaralamıyorum seni.
Bilmiyorum.
Bilemiyorum…


Benim bir sahnem vardı.
Hala oyunlar oynadığım kocaman bir parkım.
Ben en çok seninle salıncakta oturmayı sevdim orada.
Kimse izlemedi zaten tiyatromu, senden başka.
Ay ışığı vurmuyor artık kulisime.
Boş salonlara sesleniyorum.
Oyun parkında yapayalnız kalmış gibi hissediyorum.

Solum, sol tarafım yokmuş gibi kaç zamandır.
Salıncakta tek başıma sallanıyorum.

Anlıyorum, çok bencil konuşuyorum.
Bu anlattıklarım tamamen bencillik.

Bilmiyorum.
Ay ışığımı istiyorum. 
Gergin olunca bana patla istiyorum.
Gerilmediğinde de bana patla istiyorum. 


Bencilce şeyler istiyorum.
Bunları neden yazdım bilmiyorum.

Korkuyorum yazacaklarından…

Korkuyorsun.

Ben özledim ve bu artık benim baş edebildiğim bir şey değil.
İnat ediyorum.
İnadımdan nuh diyor peygamber demiyorum. 
Benim Tanrı’m sensin ;
Aşk.

Özlem , kaldırabileceğimden de ağır gelince gözlerime vurdu nedensizce.

ve buraya yağmur aynı benim gözlerimdeki gibi düştü bu sabah ; damla damla…

her şey damla damla yitti. 

Bir an gözlerimin önüne getiremiyorum yüzünü ,
paniğe kapılıyorum birden.
Her bir hücrem sitem ediyor ruhuma , susturamıyorum.
Sonra kapatıyorum gözlerimi , canlanıyorsun yeniden ,
yerinden çıkacakmış gibi hissediyorum kalbimi. 
Bi nefes ötemdeymişsin gibi ;
aramızda bir nefeslik mesafe bile kalmasın istiyorum ben…

Gecenin herkesi uyutan hain bir yanına sığınıyorum ,
kelimeler rüyalar gibi ; bir başlangıcı yok , sonu eksik.

Ekim 16th, 2014

ozelbirkadin:

onun başkası için yazdıklarını ona sesli okumak istersin. kulağa benim ağzımdan nasıl geliyor.

İyileştiresi geliyor insanın yaralı bir kalbi , yapamıyor…

Hiç bir şey için çok geç değilken ,

her şey için çok geç havası seziyorum.

01:01

zaman , yalan. 

Geceleri daha bir sessiz buralar, kimse uğramıyor. Nefesimin sesinden başka ses , gökyüzünün ışığından başka bir ışık yok. Renkler bile karanlık buralarda bu saatlerde. İçimde bir yerlerde O olmasa yalnızlık kokuyor diyeceğim de , yalnız değilim. Yanlışım.

Ekim 15th, 2014

En sonunda anlatacaktım sana ,
güzel bir anımız olacaktı…

artikmevsim:

kollarımı sarkıttığım balkonlardan düşen cümleler ölüyor fakat geçmiyor. o hiç gitmiyor. kağıtların hepsini yaktım sözcüklerim can çekişti; ben izledim ama gitmedi. o hiç gitmedi… gitti evet. hayır gitmedi. gitmedi! hatırladığım kentte beni bekliyor ama ben gidemiyorum! ben gidemiyorum..


gidemiyor insan , kalamıyor da. yeryüzünün en unutulmuş yerinde can çekişiyor aşk.

Dünya yerle bir olsun , aşk yoksa ben hiçim!

Uyandığımda nefes almaktan önce ilk O’nu düşündüğüm gerçeği bu sabahın en güzel ilk tesadüfüydü belki. Hayatı neresinden kaçırdığımızı daha iyi fark ettim şimdi. Bir süredir aşina olduğum karşımda beni uyarması için bulunan ekranın sol üstündeki küçük aralıklarla atan kalp ritmini ilk kez fark etmiştim yine bu sabah. Kırmızıydı. Yaklaşık son 36 saattir neredeyse tüm hücrelerime kadar hissettiğim sızıyı bu sabah hissetmiyor oluşumun farkındalığını yaratıyordu gün. Fark ettiğim başka bir şey daha vardı , her şeyin kırmızı olması istenmişti ama yastığım çarşafım yatak örtüm ve hatta bornozum bile beyaz ağırlıktaydı. Bu sabah başka birini daha hatırlattı bana “Sen beyazsın , başka bir renk olamazsın ihtimal yok” deyişi ses tonu bir de gülümseyişi… Sahi gülümseyişini düşündüğümde acaba gülümsemiş miydim ? Hala bilemiyorum. Beynimin tüm hücreleri harekete geçmiş durumda oysa , bu sabah her şey net. Bir kaç gün önce kaç kez gülümsediğimizi bile… Neydi rengi ? Geceydi sanırım.  Sahi kaç kez gülümsemiştik ? “Yine gülümsedik” dedikten sonra saymayı unuttum. Bilerek unuttum belki de.
Bu sabah uyandım , hayatı neresinden kaçırdığımı hatırlatıyordu gün. Sarılarak uyandığım bir yastıkta, masanın üzerinde cam şişenin içindeki şeffaf sıvıda , adeta bana sırtını dönmüş bir aynada , kapının dışından gelen ses tonlarında bir de gördüğüm rüyaların içine dalıp rüyayı derinlerime kadar yaşadığımda…
Uyandım , her sabahın bir mucize olduğuna inandım bu sabah.